CEZAEVİNDENMEKTUPLAR



Website counter

istek Yap
HER ÖZGÜR İNSAN
MAHKUM
ADAYIDIR
CEZAEVİNDENMEKTUPLAR
PageRank

CEZAEVİNDEN MEKTUPLAR

Cumartesi, Ekim 24, 2009 - KARTAL H TİPİ CEZAEVİNDEN MEKTUP-2

Kategori: MEKTUPLAR

Merhaba bacım

Öncedende söylediğim gibi 29 aydır yatıyorum ve ilk defa beni bu kadar duygulandıran, hüzünlendiren bir mektup aldım; o da bugün senden aldığım mektup.Beni o kadar çok duygulandırdı ki ağlamamak için kendimi zor tuttum.Yüreğine sağlık bacım öncelikle çok geçmiş olsun hastalığın nasıl bir hastalık olduğunu bilmiyorum ama sonunda kanser olması insanı ilk başta ürpertiyor ama ben seni tanıyorum, hayatın her zorluğunu görmüş, mücadele etmiş ve birşeyleri başarmış bir insan olduğunu biliyorum.Bu hastalıkla da gerektiği gibi mücadele edip, moralini şartlar ne olursa olsun yüksek tutup bu illetten kurtulacağına eminim.Daha önümüzde yıllar var Allah'ın izniyle hayatı, bende Hüseyin' de emin ol cezaevinde öğrenip çıkacağız.Kimse buralarda kalmamış, yeter ki yüce rabbim sağlık sıhhat versin güzel günler bizleri bekliyor.İnsan birşeyleri kaybetmeden kıymetini anlamıyor.Hayatın zorluklarından şikayet edip dururduk ama şimdi farkına vardım kiaslında her bakımdan zengin olan insanlarmışız.Bizim tek hatamız insanlara değerinden fazla değer verip, bizi gercekten seven ailelerimizi birçok konuda ihmal etmemiz.Şimdi şöyle bir geriye baktığımda dostum dediğim, birçok şeyi paylaştığım insanlar bırak ziyarete gelmeyi iki satır mektup bile yazmıyorlar.Mektubunda benim cezaevine alışmış olabileceğimi söylüyorsun,evet 29 aydır yatıyorum, cezaevinin nasıl bir yer olduğunu biliyorum, insanların gerçek yüzünü gördüm ama şunu bilmeni isterim kiburaya hiç alışamadım ve alışmakta istemiyorum.Burada insanları ayakta tutan umutları.Hep bir umut var,yargılanırken ha bu mahkeme çıkarım ha şu mahkeme derken bir iki sene geçiyor.Sonra yargıtay cezayı bozar diye bekliyorsun oda olmazsa ya bugün ya yarın bir af çıkarumudu var.Bu şeklde birde bakıyorsun ceza bitmiş.Neye üzülüyorum biliyor musun?Burada olmayı hak edecek bir yaşantı sürmedim her konuda o kadar sabırlı davrandım, tatsızlık çıkmaması için elimden geleni yaptım ama olmadı.Hem dışarda mağdur etti hemde şimdi mağdur olmama sebep oldu.Allahından bulsun ama şuna emin oldum ki kimsenin yaptığı kimseye kalmıyor.Yüce rabbim bir şekilde çıkarıyor insandan netyse yinede allahıma şükür bugünlerimizi aratmasın.Gönül Hüseyin' e mektup yazdım ama daha cevap gelmedi. Dolayısıyla suçunun ne olduğunu bilmiyorum sen cezasının en az beş sene olacağını yazmışsın inan okuyunca şok oldum, çok üzüldüm.Yüce rabbim hepimize sabır versin.Hüseyinin cezaevine alışamadığını yazmışsın ben onu çok iyi tanıyorum oda emin ol alışamayacak şimdi görüşleriniz eminim çok duygusal geçiyor.Zamanla seninde dediğin gibi birbirinizin yüzüne gülecek gözyaşlarınızı içinize akıtacaksınız.O seni, sende onu üzmemek için daha sağlam görüneceksiniz.Sana tavsiyem ona her konuda dürüst ol bilmesi gereken herşeyi senden öğrensin.Her hafta görüşe gittiğini her hafta on on beş mektup aldığını yazmışsın, bunlar çok güzel.Bir mahkuma lazım olan onlar başka hiç birşey lazım değil ama şuna dikkat et ben bu konuda tecrübeli olduğum için yazıyorum sakın yanlış anlama, bende ceza alana kadar her hafta ziyaretim geliyor en az yedi sekiz tane mektup alıyordum.Herkes zamanla ziyaretlerinde mektuplarında azalacağını söylüyordu ama ben düşünmek bile istemiyordum.Ama ceza aldıktan birkaç ay sonra tüm yük ablamın sırtına bindi. Allah razı olsun her hafta ziyaretime geliyor, her konuda koşuşturuyor.Daha önceden gelenler iki ayda bir geliyor her hafta mektup yazanlar ayda bir yazıyor.İnsanın en çok zoruna bunlar gidiyor.Sende bu konuda dikkatli ol, beni anlıyorsun değil mi?nasıl alışırsa insan öyle bekliyor.Çocuk konusuna gelince bende ceza alana kadar çocuklarımı göremedim, yurt dışında bildiler.Şimdi çok pişmanım keşke bu kadar ceza alacağımı bilseydim de ilk günden beri görseydim.Sende en az beş sene alır diyorsun, az zaman değil ne kadar yurt dışında olduğu yalanını söyleyeceksin? Bence çocuğu karşına al konuş , hatta bir psikologtan yardım al.Hiç olmazsa ayda bir açık görüşe götür. Bende sadece açık görüşe getirtiyorum.Bunu iyice düşün tamam mı?Herşey güzel olacak, hepsi düzelecek bundan başka tesellimiz yok.Kendine ve Mert'e çok iyi bak..

sevgilerimle

Abin Ümit

H Tipi KARTAL- İSTANBUL

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma, Ekim 9, 2009 - 20 BİN MAHKUM CEZASINI EVDE ÇEKECEK

Kategori: HABERLER

Toplam 75 bin kapasiteli cezaevlerindeki hükümlü ve tutuklu sayısı 115 bine ulaşınca Adalet Bakanlığı harekete geçti.

Adli kontrol ve denetimli serbestlik kapsamında 20 bin tutuklunun cezasını evinde çekmesi için çalışma başlatıldı...

75 bin kapasitesi bulunan cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 115 bini geçince Adalet Bakanlığı, bu yığılmayı önlemek için çözüm arayışlarına başladı. Meclis'in açılmasının ardından cezaevlerindeki sayıyı azaltmaya yönelik bazı adımlar atılacak. Yapılacak yasal düzenlemeler ile cezaevlerinde bulunan 20 bine yakın tutuklu veya hükümlünün evlerine geri gönderilmesi bekleniyor.

DÖNÜŞÜMLÜ UYUYORLAR

Cezaevlerindeki doluluk nedeniyle ranzalar yetmediği için yerlere yatak atılarak mahkumlar yer yataklarında uyuyor. Erzurum Cezaevi’nde ise mahkumlar ëdönüşümlü' olarak uyku uyuyor. Adalet Bakanı Sadullah Ergin bir televizyon kanalında katıldığı canlı yayında "Af yok" demesine rağmen, Türk Ceza Kanunu ve Ceza İnfaz Kanunu'nda yer alan "denetimli serbestlik" başta olmak üzere "alternatif" ceza yöntemlerinin devreye sokulacağını açıkladı.

"ADLİ KONTROL" SİSTEMİ

Adalet Bakanlığı'nın çalışmaları arasında cezaevlerindeki 115 bin kişinin 45 bininin tutuklulardan oluşması nedeniyle tutuklama yerine “Adli Kontrol” mekanizmasının genişletilmesi yer alıyor. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 109. maddesine göre adli kontrol 3 yıla kadar olan cezalarda uygulanıyor. Yapılacak düzenleme ile 5 yıla kadar olan cezalarda tutuklama yerine adli kontrol uygulanması planlanıyor.

CMK'nın 109. maddesinde tutuklama kararı verilmesine yerine "yurtdışına çıkamamak, hakim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak, hakimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslek uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak, her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek, silah bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adl" emanete teslim etmek" gibi tedbirler uygulanabiliyor.

YARGI REFORMU TASLAĞINDA VAR

Adalet Bakanlığı'nın üzerinde çalıştığı cezaevlerindeki sayıyı azaltmaya yönelik plan, Yargı Reformu Taslağı'nda da yer alıyor. Taslakta "Denetimli serbestlik ile ilgili mevzuat gözden geçirilerek denetimli serbestlik uygulamasını artıracak değişiklikler yapılacaktır" ifadeleri yer alıyor.

Taslakta "5237 sayılı TCK’nın 50. maddesinde düzenlenen kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlardan olan kamuya yararlı bir iste çalıştırma, belli bir meslek veya sanatı yapmaktan yasaklanma gibi yaptırımların daha etkin ve yaygın bir şekilde uygulanması hususunda gerekli eğitim çalışmaları yapılacaktır” deniyor.

DENETiMLi SERBESTLiK GENiŞLETiLECEK

2 yıla kadar olan kesinleşmiş hapis cezalarında uygulanan ëdenetimli serbestlik' hükümlerinin 3 yıla kadar olan hapis cezalarında uygulanması sağlanarak cezaevlerindeki kişi sayısının azaltılması planlanıyor. Türk Ceza Kanunu, kısa süreli hapis cezaları yerine "adli" para cezasına, en az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye, mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya, mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya" karar verilmesine imkan sağlıyor.

Kaynak: http://www.kanalahaber.com/ev-hapsi-donemi-basliyor...-haberi-32289.htm

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma, Ekim 9, 2009 - ÇEK MAĞDURUNUN GÖZÜ MECLİSTE

Kategori: HABERLER

Çek mağdurunun gözü Meclis'te. Geçen dönemden kalan Çek Yasa Tasarısı 1 ay içinde çıkacak... Yasa karşılıksız çekte hapis cezasını kaldıran hükümler içeriyor.

Meclisin açılması ile gözler komisyonda bekleyen yasa tasarılarına çevrildi. Yeni dönemde 190 tasarı komisyonlarda beklerken, 82 tasarı ise Genel Kurul gündeminde bulunuyor. Yaklaşık 100 bin kişiyi ilgilendiren Çek Yasası Tasarısı da, kurulun en dikkat çeken gündem maddeleri arasında bulunuyor. Karşılıksız çekten dolayı mağdur olan binlerce kişinin gözü de Meclis'e çevrilmiş durumda. Geçtimiz dönem Meclis'e sunulan Çek Yasası Tasarısı ile karşılıksız çekten dolayı verilen hapis cezaları kalkıyor. Bu yüzden binlerce mahkum dört gözle yasanın çıkmasını bekliyor. Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya, bu yıl komisyonların yenilenme zamanı olduğunu belirterek, "Bu seçimler yapılmadan yasalar görüşülemiyor" diye konuştu.

1 AY İÇİNDE GÖRÜŞÜLECEK

Seçim sonrasında komisyonların gündemlerindeki işleri sonuçlandıracaklarını anlatan İyimaya, "Çek Yasası Tasarısı da komisyonun varolan gündeminin bir parçası" dedi. Ayrıca, kulislerde Çek Yasa Tasarı'nın 1 ay içerisinde görüşülebileceği düşünülüyor. Hükümettin, olumlu tavrını sergilemesinin ardından, görüşmelerin gündeme geleceği öngörülüyor.

TASARI NELER GETİRİYOR?

Çek Yasa Tasarısı'ndan bazı önemli başlıklar şöyle:

Karşılıksız çek kesenler para cezasını öderse, daha önceden benzer bir suç işlemiş olsa bile hapse girmeyecek.

Karşılıksız çek verenlere 150 bin lira para cezası kesilecek.

Çek karşılıksız çıkarsa, çek hesabı açan banka, alacaklıya her çek yaprağı için 474 lira ödeyecek.

Bankalar çekin karşılığını zamanında ödemezse, her gün için binde 3 faiz ödeyecek.

Çekler, tacir ve tacir olmayan kişilerin çekleri olmak üzere ikiye ayrılacak.

Karşılıksız çek verenler kara listeye alınarak, Merkez Bankası tarafından internetten teşhir edilecek.

Kaynak: http://www.takvim.com.tr/Ekonomi/2009/10/02/cek_magdurunun_gozu_mecliste

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazartesi, Eylül 21, 2009 - PKK' ya af sinyali

Kategori: HABERLER

Cemil Çiçek’in ‘Dağdaki Türk Vatandaşı PKK’lıların Yüzde 90’ından fazlası hiç ceza almadan serbest kalacak’ demesi, ‘Örtülü af mesajı mı?’ tartışması başlattı

TÜRKİYE’NİN “demokratik açılım” konusunda hükümetin yapacağı açıklamaları beklediği bir dönemde Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in sözleri akıllarda soru işaretleri bıraktı. Türk Ceza Kanunu’nun “etkin pişmanlık” hükmünü düzenleyen 221. maddesine atıf yapan Çiçek’in “Kandil’in yüzde 90’ı cezasız inebilir” ifadeleri, “Bu kadar teröristin eyleme karışıp karışmadığını nereden biliyor? Bu örtülü bir af mesajı mı?” yorumlarına yol açtı. Ankara’da, hükümetin direkt bir af yasası çıkarmak yerine, TCK 221. maddenin içeriğinde oynamalar yaparak, dağdan inişi daha da kolaylaştıracak adım atmayı değerlendirdiği konuşuluyor. Muhalefet ise tepkili.

“Çoğu eyleme katılmamış”

Gazeteci Fikret Bila’ya konuyu değerlendiren Çiçek, konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Kandil için konuşuyorum, şöyle bir tablo çıkıyor: Bunların üçte biri yabancı uyruklu. Suriyeli var, İranlı var, Avrupa ülkelerinden katılanlar var. Eğer dağda 4 bin 500 kişi varsa bin 500’ü Türk vatandaşı değil. Geriye kalanların yüzde 90’ı hatta daha da fazlası ise TCK’nın 221. maddesinden yararlanmaya uygun durumda. Terör örgütü üyesi olmak dışında bir eyleme katılmamışlar. Bu durumda olup da teslim olanlar serbest bırakılıyor. Geçtiğimiz günlerde 13 kişi teslim oldu ve durumu uygun olan 10’u serbest bırakıldı.”

Ancak Çiçek’in, lider kadro dışındaki yüzde 90’lık terörist grubu için serbest kalacakları mesajı vermesi, “örtülü af” iddialarına yol açtı. Demokratik açılım çerçevesinde, bu konuda da yeni bir düzenleme olabileceği yönündeki iddialar bir kez daha gündeme geldi. Muhalefet, eleştiri oklarını hükümete yöneltti. Görüşler şöyle:

“Çok yanlış bir yaklaşım”

CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay: Terör ile affı bir arada düşünmek mümkün değil. Af terör ile mücadele için bir yöntem olarak sunulamaz. Böylesi bir söylem, dolaylı olarak terörü teşvik eder. Af söylemini geliştirerek, teröre başvuranların arzularını da azaltacağı düşünülmesin. Terörün son bulması, silaha başvurmanın gündemden çıktığı bir ortamda ancak düşünülebilir. Fiilen sona erer, silah bırakılırsa ve bu konuda güven verici bir ortam varsa, af bir toplumsal barış, kaynaşma ve yeniden topluma kazandırma projesi olarak göz önünde tutulabilir. Şimdiden ‘Af çıkaracağız, sen de silahı sustur’ denmesi çok yanlış bir yaklaşımdır. O yüzden, çok dikkatli kullanılmalı bu söylem. Af, diş macunu gibidir, tüpten çıkarsa bir daha geri sokulamaz.”

“‘İyi yaptınız’ mesajı verilecek”

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural: “Görünen o ki, terör örgütü mensuplarına af çıkarma gayretindeler. Dün memleketin gençlerine kurşun sıkanlara af ile ‘İyi yaptınız’ denecek. Bu, terör örgütüne verilmiş bir tavizdir. PKK ile mücadelede açılım falan gibi şeylere gerek yok. PKK’nın yapacağı tek şey var, silahlarını bırakıp teslim olmak. Silahla elde edebilecekleri hiç bir şey yok. Silahları bırakmaları tek yol. Türk adaletine teslim olsunlar ve mevzuat gereğince süreci kabul etsinler. Hükümetin af çağrısından kaçınması gerekir. PKK’yı affetmek demek, şehitlerin kanını yerde bırakmak demektir.”

TERCÜMAN GAZETESİ' nden alıntıdır.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Salı, Eylül 1, 2009 - CEZAEVLERİNDE VARDİYALI UYKU

Kategori: HABERLER

Ceza infaz sisteminin değişmesiyle cezaevlerinde mahkûmların daha fazla süre kalmaya başlaması yer sorununu artırdı. Birçok cezaevinde mahkum ve tutuklular vardiyalı olarak uyuyabiliyor.

YAKLAŞIK 75 bin yatak kapasiteli cezaevlerinde mahkûm ve tutuklu sayısı 115 bine yaklaşınca, birçok cezaevinde “vardiyalı uyku” dönemine geçildi. Koridorlarda bile yatacak yer kalmayan cezaevlerinde, mahkûm ve tutukluların bir bölümü uyurken, bir bölümü onların uyanmasını bekliyor. 2007’de TBMM Şiddet Araştırma Komisyonu adına cezaevlerini inceleyen, Hayat Boyu Eğitim Gelişim Derneği’nin Genel Başkanı Adem Solak, 7 bölgede, 17 cezaevinde araştırma yaptıklarını belirtti. Bu kapsamda cezaevi sorunlarıyla ilgili mahkûmlara anketler uyguladıklarını anlatan Solak, cezaevlerinde mahkûm ve tutuklu sayısının kapasitenin çok üstüne çıkmasının beraberinde büyük sorunlar getirdiğini aktardı.

Birlikte yatıyorlar 

Bazı cezaevlerinde yatak ve yer yokluğu yüzünden aynı yatağı iki mahkûmun paylaştığını belirten Solak, dolaştıkları cezaevleri arasında Bursa, Eskişehir, Konya, Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Elazığ, Bergama’nın bulunduğunu belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mahkûm fazlalığı yüzünden sıkıntı olmayan hemen hiçbir cezaevi yok. Örneğin 550 kapasiteli Bursa Cezaevinde, mahkûm sayısı bin 500 civarında. Bırakın adım atmayı, nefes alacak yer yok. O yüzden de birçok cezaevinde mahkûmlar idare ile görüşüp kendilerine göre çözüm yolları bulmuşlar. Bunlar arasında vardiyalı uyku da yer alıyor.”

Solak, halen 700 bin kişi hakkında yakala emri bulunduğunu, bunların tutuklanması halinde cezaevlerinin durumunun artık düşünülemez hale geleceğini söyledi. Solak, halen bir kişilik odada 10 kişinin kaldığı cezaevi olduğuna dikkat çekti. Solak’a göre mahkûm sayısının fazlalığı, cezaevlerinin yetersizliği karşısında Adalet Bakanlığının eli, kolu bağlı.

Evet, ciddi bir yer sorunu var

ADALET Bakanı Sadullah Ergin de, cezaevlerindeki sıkışıklığı, “Maalesef doğru” diyerek kabul etti; ancak çözüm için çalıştıklarını da ekledi. Ergin, Hürriyet’in, “Cezaevlerinde vardiyalı uyku dönemine geçildi” başlığı üzerine şu değerlendirmeyi yaptı: “Tabii başlık sizin tercihiniz; ama yanlış da denemez. Maalesef şöyle doğru. Cezaevlerimizin kapasitesi 75-80 bin civarında. Bugün ise 113 bin 500 tutuklu ve hükümlü var. O nedenle ciddi bir yer sorunu yaşanıyor. Tabii bunda en önemli etken ceza infaz sistemini değiştirmiş olmamızdır. Eskiden 100 gün ceza alan 40 gün yatıyordu. Yapılan düzenlemeyle bu süre 67 güne çıktı. Bunun yarattığı ciddi kapasite sorunu var. Sorunu aşmak için çok hızlı çalışıyoruz. Yeni cezaevlerini bitirmek üzereyiz, en kısa sürede açmaya çalışıyoruz.”

Rahşan affıyla mahkûm azalmıştı

KAMUOYUNDA “Rahşan Affı” olarak bilinen 22 Aralık 2000’de yürürlüğe giren “Şartla Salıverme, Dava ve Cezaların Ertelenmesi’ne Dair Kanun”dan önce cezaevlerinde mahkûm sayısı 73 bine çıktı. Yasadan toplam 23 bin kişi yararlandı ve cezaevlerinde önemli ölçüde rahatlama sağlandı. Mahkûm sayısı 50 bin civarına indi. Ceza indiriminden yararlananlardan o dönem yeniden suç işleyenlerin sayısı da 672 kişi olarak belirlendi ve bu yasadan yararlananların yüzde 2’sinin de altında kaldı. Ancak mahkûm sayısında daha sonra yeniden artış oldu.

Yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2005 Haziran’ında, cezaevindeki mahkûm sayısı da 75 bin olarak belirlendi. Yeni kanun da “af” niteliğinde düzenlemeler içerdiği için tahliyeler başladı. Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 52 bine indi. Tahliye edilenlerin çoğu hırsızlık ve gasp benzeri suç işleyenler arasından çıktı. Ancak 2005 Haziran’ında yürürlüğe giren yeni Türk Ceza Kanunu ardından, tahliye edilenlerin yeniden suça karıştılar. Onların dönmesiyle birlikte cezaevleri yeniden hızla dolmaya başladı. 

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12380486.asp

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma, August 21, 2009 - KESK’in çözüm önerileri ...BARIŞA BİR ADIM KALDI...SENDE O

Kategori: HABERLER
ANKARA - İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a çözüm önerilerini dosya halinde sunan KESK, sorunun çözümü için genel affın çıkarılması önerisinde bulundu.

KESK heyeti, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın ziyareti sırasında Kürt sorununun çözümüne yönelik ve içerisinde önerilerin de yer aldığı bir dosya sundu. KESK’in halkların kardeşliği ilkesinin nasıl somutlanacağına dair önemli birikimler taşıdığı belirtilen raporda, KESK’in bu birikimlerini sorunun çözümü sürecine katkı sağlamak için ortaya koymaya hazır olduğu belirtildi. Sorunun çözümü için KESK’in geliştirdiği öneriler ise şunlar:

*Çözüm yolunda atılması gereken ilk adım sorunun tarafları ve siyasal temsilcilerinin muhatap alınmasıdır,

*Tartışmaların toplumun geniş kesimlerine yayılması için her türlü çözüm önerisinin dile getirilebileceği özgür bir ortamın sağlanması zorunludur. Düşünce ve ifade özgürlüğünü yoruma yer bırakmayacak netlikte teminat altına alacak düzenlemeler yapılmalıdır,

*Öncelikle eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik yeni bir anayasa çalışması başlatılmalıdır. Yeni anayasa çalışmalarında başta siyasi partiler ve parlamento olmak üzere toplumun örgütlü kesimlerinin temsilcileri yer almalı, anayasal vatandaşlık tanımlaması eksen olmalı, başlangıç ilkelerinde herhangi bir etnik kimliğe, kurum ya da değere kutsallık atfedilememeli, “Türkiyelilik” kimliği öne çıkarılmalıdır,

*Siyasi Partiler Kanunu, Milletvekili Seçimi Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu, Milli Eğitim Temel Kanunu, Yüksek Öğretim Kanunu, Basın Kanunu ve Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu olmak üzere, temel hak ve özgürlüklere ilişkin yasalar yeniden düzenlenmelidir. Bu çerçevede seçim barajları kaldırılmalı ve seçimlerde Türkçe’den başka dillerin kullanılmayacağına dair yasa hükmü değiştirilmelidir,

*Siyasi parti mezarlığına dönen ülkemizde siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin düzenleme yapılarak açıkça şiddete çağrı fiili işlenmediği sürece kapatma olmamalıdır,

*Medyada halkların kardeşliğine zarar veren, nefret ve öfke duyguları geliştiren milliyetçi ve militarist dilin terk edilmesine yönelik düzenleme yapılmalıdır,

*Yerel yönetimlerin yetkileri arttırılmalı her şeyi merkezden yönetmek anlayışı terk edilmelidir,

*Bölgeler arası sosyal-ekonomik farklılıklar ve eşitsizlikleri giderici önlemler alınmalıdır. Adaletsizliğe uğrayanlara pozitif ayrımcılık uygulanmalıdır,

*Korucu sistemi kaldırılmalıdır,

*JİTEM, Kontrgerilla gibi yapılanmalar dağıtılmalı, toplumsal denetimin dışında, şeffaf olmayan derin yapılanmalar ilga edilmelidir,

*Güvenlik güçleri arasında vatandaşlara tam bir eşitlik ilkesi ile yaklaşım hakim kılınmalı; şoven, gerici kadrolaşma terk edilmelidir,

*Bölgedeki mayınlı araziler temizlenmeli, temizlenen alanlar toprak reformu ile bölge halkına paylaştırılmalıdır,

*Çatışma bölgelerinde tahrip olan, yakılan ormanlık alanların yeniden yeşillendirilmesi için çalışmalar başlatılmalıdır,

*Türkiye’nin taraf olduğu uluslar arası sözleşmelere; gerek Kürt sorununun çözümsüzlüğü politikalarının ve gerekse de çalışma yaşamının demokratikleştirilmesinden korkunun yansıması olarak koyduğu çekinceler kaldırılmalıdır,

*İlköğretim 12 yıl, zorunlu, parasız ve herkesin kendi anadilinde olmalıdır,

*Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelere yapılan kamu personeli atamalarında Kürtçe bilen, nitelikli, tecrübeli ve bölge insanına karşı önyargısız kişiler tercih edilmelidir,

*Eğitim sistemi bütünlüklü bir biçimde masaya yatırılmalı; müfredatta var olan milliyetçi, sınıfsal, inançları dışlayan ve cinsiyetçi örüntüler ayıklanmalı, yurttaşlar arasındaki eşitliği, kardeşliği ve insan haklarını temel alan özgürlükçü, demokratik yeni bir müfredatın oluşturulması süreci başlatılmalıdır,

*Kültürel haklar genişletilmelidir,

*Değiştirilen köy isimleri eski hallerine döndürülmeli, insanların çocuklarına kendi dillerinde istedikleri isimleri takmalarına engel olunmamalıdır. Ülkede yaşayan her yurttaşın kendi kimliği ve inançlarını geliştirme çabası teşvik edilmelidir,

*Genel Af çıkarılmalıdır,

*Bu süreçte bedel ödemiş, yakınlarını yitirmiş, fiziksel ve psikolojik travma koşullarında yaşamını sürdürmekte olan yurttaşlarımızın yarasını saracak önlemler alınmalıdır,

*Zorunlu göçe maruz kalmış yurttaşlarımızın köylerine dönüşleri sağlanmalıdır,

*Sokak gösterilerinde tutuklanarak yaşlarının katlarınca ceza istemiyle yargılanan çocuklarla ilgili yasal düzenleme yapılmalı, bu çocuklarımızın olması gereken yerlerine, okullarına dönmesi sağlanmalıdır,

*30 yıllık savaş boyunca gerçekleşen işkence ve katliamları, infazları, faili meçhul cinayetleri aydınlatmak ve sorumlularını yargı önüne çıkarmak için yasal altyapısı olan bir “Hakikatler Komisyonu” oluşturulmalı, bu komisyonda mağdurların da yer alması sağlanmalıdır,

*12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını engelleyen anayasa hükmü kaldırılmalı Diyarbakır Cezaevi başta olmak üzere cezaevlerinde işlenen suçlar; işkenceler, infazlar, katliamlar ve siyasi cinayetlerin soruşturulabilmesi ve sorumluların adalet önüne çıkarılması sağlanmalıdır,

*Yurttaşlar için hak arama kanalları sonuna kadar açılmalı, örgütlenme önündeki engeller kaldırılmalı; Kooperatifler kanunu, Dernekler Kanunu, Sendikal Kanunlar vb. anti-demokratik içeriklerinden arındırılmalıdır.
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Çarşamba, August 5, 2009 - ÖCALAN SÜRECE DAHİL EDİLECEK Mİ? AF GELECEK Mİ?

Kategori: HABERLER
 

DEVRİM SEVİMAY'ın röportajları...

İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın 29 Temmuz’da toplumun bütün kesimlerine yönelik yaptığı “Gelin Kürt sorununun çözüm sürecine katılın” çağrısı ve “İnşallah çözüm konusunda dünyaya örnek olacak bir Türkiye modeli oluştururuz” temennisi kamuoyunda ilgiyle karşılandı.
Aceleyle başlatılmış, kaba bir model ve açılım arayışına girmenin kimseye faydası olmayacağı muhakkak, ancak toplumun artık bir çözüm beklentisinin sınırlarına geldiği de ortada. Model tartışmasının bir anda Türkiye’nin hemen her mahfiline yayılmış olması ve gündemin birinci maddesi haline gelmesi sanırız bunun önemli bir kanıtı.
Bugün başlayan “Türkiye Kendi Modelini Arıyor” yazı dizimiz işte bu tartışmayı bir nebze olsun yansıtabilmeyi hedefliyor. Biz “model” meselesini birbiriyle bağlantılı iki başlık olarak ele aldık ve 10 soru belirledik. Toplumun değişik kesimlerini temsil eden isimlerine aynı 10 soruyu aynı sayfa içinde yönelttik.
Sorular net ve kısa. Çünkü doğrusu 1806’daki Abdurrahman Paşa isyanından beri hakkında söylenmedik söz kalmayan bu meseleyi 2009 Ağustosunda en somut haliyle konuşabiliyor olmayı istedik. Temennimiz bu veya benzeri sorulara artık öyle isabetli yanıtlar verelim ve sonunda öyle bir “ortak akıl” yaratalım ki bir 200 yıl daha bu sorunu tartışmayalım. Zira bulunacak çözüm modelinin, toplumun mümkün olduğunca geniş bir kesiminin mutabakatını alması, hayata geçirilmesinin de ön koşullarından biri olsa gerek.


İŞTE MİLLİYET’İN SORULARI

ÇATIŞMANIN ÇÖZÜM MODELİ

1-  PKK’nın silah bırakması ve dönüş sürecinde nasıl bir yöntem izlenmelidir?
2-  PKK kadrolarını dağdan indirmek amacıyla af ilan edildiği takdirde kapsamı ne olmalıdır?
3 - Çözüm sürecine Abdullah Öcalan’ın da dahil edilmesi yolundaki taleplere nasıl bakıyorsunuz?
4- Çözüm süreci boyunca operasyonlar durmalı mı durmamalı mı?
5- Terörün bitme menziline girdiği konusunda yayılan iyimser havaya katılıyor musunuz? 

KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜM MODELİ
6-  Türkiye’de yaşayan Kürtlere mevcut Anayasa ve yasalarla tanınmış olan hak ve özgürlükler alanının genişletilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz; düşünüyorsanız bu düzenlemeler neleri içermelidir?
7- Soruna çözüm çerçevesinde demokratikleşme paketi ve ekonomik önlemler yeterli midir? Bölgeye özel düzenlemeler de yapılmalı mıdır?
8- Toplumsal mutabakatın sağlanması için sizce en çok dikkat edilmesi gereken husus nedir?
9- Sizin açınızdan bulunacak çözüm modelinin “olmazsa olmaz” çizgileri nelerdir?
10- Bu konuda sorulmadığı halde yanıtlamak istediğiniz soru varsa nedir?

MAKSİMALİST İSTEKLER SÜRECE ZARAR VERİR
SÖNMEZ KÖKSAL (Eski MİT Müsteşarı, E. Büyükelçi):
1-  EN UYGUN OLANI GİZLİ YÜRÜTÜLEN MÜZAKERELER

Bence en uygunu gizlilikle yürütülecek müzakere yöntemidir. Böylesine hassas bir konuda her şeyin her an kamuoyunda tartışmaya açılması süreci daha başında çıkmaza sokabilir. Önemli olan PKK adına müzakereleri yürütmek konusunda tam yetkili kimin olduğudur. Bu kimsenin liderlik ve alt kadroları kontrol altında tutabilmesi en önemli konu. Akil adamlar kamuoyunun ikna edilmesinde etken olabilir. Arabuluculuk kurumsal eşitliği içerdiği için söz konusu olamaz. Yapılması uzun zamandan beri konuşulan “Kürt konferansı” ise pankürdizmi çağrıştırıyor ve olsa olsa PKK’ya silah bırakma çağrısı yapabilir. 

2- ÜÇ KADEMELİ ÇÖZÜM ÜZERİNDE DURULABİLİR

Çıkarılan çok sayıda pişmanlık yasasının bir sonuç vermediği biliniyor. Şimdiye kadar çeşitli çalışma şemalarında vurgulanan üç kademeli bir çözüm üzerinde durulabilir.
İlk kademe dağ kadrosunda yer almakla beraber terör eylemine karışmamış olanlar için Mahmur kampı aracılığıyla eve dönüş imkânı sağlanır.
İkinci kademe terör eylemine karışmış olanları kapsar. En zor çözüm gerektiren kategori budur. Uluslararası hukuk açısından vatandaşı olan ülkelerle (özellikle Irak, İran, Suriye) çetrefil sorunlara gebedir. Mahmur kampının boşaltılması dahil, süreç başlamadan önce bu sorunlara çözümler üretilmiş olması gerekir.
Nihayet üçüncü kademede liderlik kadrosu için   fikre yatkınmış izlenimi veren - Kuzey Avrupa ülkelerinden birinden sığınma talebinde bulunulur. Bunların Kuzey Iraktan çıkmaları kesinlikle sağlanmalıdır.  

3- SÜRECE ÖCALAN’IN DAHİL EDİLMESİNE KARŞIYIM
Sürece Öcalan’ın adeta resmen dahil edilmesi fikrine hem ilkesel hem de kamuoyunun tepkileri nedeniyle karşıyım. Öcalan’ın sürecin olumlu şekilde başlatılıp, sonuca ulaşmasında  önemli bir aktör olduğu  muhakkak.
Ancak, sürece doğrudan katkı yapar konuma zamansızca getirilmesi, korkarım süreci daha başında torpilleyebilir.
Sürecin gizlilik içinde yürütülmesini bu açıdan da önemsiyorum. Bu konuyu şimdilik zamana bırakmak lazım.

4-  PKK SİLAH BIRAKIRSA OPERASYONLAR DURUR
Operasyonların durması daha çok PKK’nın tutumuna bağlı. İlk aşamada bütün silahlı gücünü Kuzey Irak’a çeker, daha sonra da silah bırakmayı fiilen uygulamaya sokarsa operasyonlar zaten sona erer.

5- TAHRİKLERE KAPILMADAN SÜRECİ GELİŞTİRMELİYİZ
Böyle bir hava seziliyor, ancak son derece dikkatli olunması gereken bir dönemdeyiz. Soğukkanlılıkla, tahrik ve yönlendirmelere kapılmadan süreci geliştirmeye çalışmak gerekiyor.

6-  SOKAKTAN TOPLANANLAR ÇOCUĞUMUZA ÖĞRETEMEZ
Kürt kökenli vatandaşlarımızın bu ülkeye aidiyet duygularını geliştirici alınabilecek ek önlemler ne ise onlar alınmalıdır, ancak maksimalist istekler sürece zarar verecektir. Örneğin, Kürtçe eğitim hemen uygulayalım denirse, bu mümkün mü?
Öğretmen olarak sokaktan toplayacağımız Kürtçe bilenlere mi çocuklarımızı teslim edeceğiz? 

7- TRAJİK DÖNEM BİTİNCE YENİ YAPILANMA OLUR
İlk aşamada bireysel özgürlük alanının genişletilmesi ve ekonomik önlemlerin geliştirilmesinin yeterli olacağını düşünüyorum. Türkiye’de merkeziyetçi yönetimin bütün hastalıklarını içeren bir devlet yapısı var.
Cumhuriyet tarihinin bu trajik dönemi dönüşü olmayan şekilde kesin olarak sona erdiğinde, bölgesel ekonomik-sosyal-kültürel alanlarda yeni idari yapılanma modelleri de kaçınılmaz olacaktır. 

8-  AŞIRI DUYGULAR KONTROL EDİLMELİ
Gerçekçilik, aşırı ulusalcı ve etnik milliyetçilik duygularının kontrol edilmesi, kamuoyunu ikna etmek, dayatmacı olmamak, empati yapmak. 

9-  BİREYSEL ÖZGÜRLÜKLER  AVRUPA GİBİ GENİŞLETİLMELİ
Türkiye’nin ulusal ve toprak bütünlüğü; demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti ilkeleri; bireysel özgürlüklerin Avrupa ölçütünde genişletilmesi modelin ana parametreleridir.

10-  HERKESİN GÖREVİ KAN AKMASINI DURDURMAK

1984’ten bu yana çok değerli yıllarımız tarihimizde kayıp yıllar olurken Yunanistan gibi komşu ülkeler adeta çağ atladılar. Kökenimiz ne olursa olsun, bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin başlıca görevi,  kan akmasını durdurmak; gelecek kuşaklara güçlü, müreffeh, barış içinde el ele yaşanan bir ülkenin bugünden temellerini atmak olmalıdır.

“En başından beri söylüyorum; nihai çözüm anayasaldır” diyen Tuğluk mevcut Anayasa’nın Türkleri de yüceltmediği görüşünde.

AF, EN SON ADIM OLMALI VE HERKESİ KAPSAMALI
AYSEL TUĞLUK (DTP Diyarbakır Milletvekili)
1- ÇÖZÜM EKSENİ OLUŞMADAN SİLAH BIRAKMAZLAR

Diyalog! Bunu DTP ile mi yaparlar, Öcalan’la mı, bilemem ama -ki bana göre en gerçekçi olanı Öcalan ile olmasıdır- bir diyalog mekanizması oluşturulmalı. Kürt meselesi olanca ağırlığıyla sürüyorken, siyasi ve hukuki zemin çözüm eksenli oluşturulmamışken, binlerce insanın gelip silah bırakmasını beklemek hayalcilik olur. Çözüm süreci işlemeli, sosyal-siyasal hayata katılımın önü açılmalıdır. 

2- ÖNCE AF TARTIŞILIRSA TIKANMALARA NEDEN OLUR
Af, Kürt meselesinde en son ele alınması gereken bir konudur. En başta tartışılırsa sıkıntılar ve tıkanmalara neden olur. Af konusu artık Kürtlerde de ciddi bir tepkiye yol açıyor. Zira, acıların, kayıpların, şiddetin her türlüsüne Kürtler de maruz kaldı. Bu affediş karşılıklı olacaktır! Unutmayalım 17 bin faili meçhul cinayet bu ülkede bu topraklarda işlendi. O nedenle af yerine toplumsal barış yasası denmesinden yanayım. Eğer çözüm aşama aşama geliştirilir ve en son adım olarak af atılacaksa, herkesi kapsamalı. 

/>3-  DTP İLE AKP, NEYİ,NE KADAR YAPABİLİR, GÜÇ GETİREBİLİR
Öcalan, Kürt tarafında hem siyaseten önemli bir aktör hem de halk nezdinde ciddi bir lider olarak kabul ediliyor. Bu objektif bir durum. Bu gerçeğin değişme olasılığı yok. Aksine, her geçen zaman kendisine olan bağlılık ve beklenti artmaktadır. Çözüm sürecinde bize göre belirleyici konumdadır. Ve bu asla bir dayatma değildir. Varolan somut gerçeği işaret ediyoruz. Kürt meselesi o kadar karmaşık ve kaotik bir hale getirildi ki, gerçekten de bu meseleye tam anlamıyla hâkim olabilecek biri ya da bir güç olmazsa işin içinden çıkamayız. DTP, bu çok çıkarlı-çok denklemli, küresel siyasetin bölge zeminindeki bu en müthiş (sorun olarak) kozu ve unsuru durumundaki realitesi karşısında neyi ne kadar yapabilir veya güç getirebilir? Bir ortam hazırlayabiliriz elbet, ama bizi aşacak çok şey çıkar. Ya da AKP bu haliyle işin üstesinden nasıl gelebilir? Öcalan olgusu bu açıdan değerlendirilmelidir diye düşünmekteyim.

4-  SIKIŞTIRDIĞINIZ KEDİ BİLE TIRMALAR
Herkes bunu önkoşul olarak dayattığımızı söylüyor. Oysa ölümlerin bitmesi ve bir çözüm atmosferinin oluşması için bunu talep ediyoruz. Bir kediyi bile köşeye sıkıştırırsanız, sizi tırmalar o can havliyle! PKK bir eylemsizlik kararı almış ve büyük oranda buna uyuyor. Ancak, operasyon gelişince kendi savunmasını almak durumunda kalıyor. Bu böyle sürünce kimse barış olacağına inanmaz. Olmaz da! Provokasyonları çatışmasızlık ortamında önleyebiliriz ancak.

5-  TARTIŞARAK, ANLAYARAK BİR UZLAŞI YARATABİLİRİZ
Bu sorunuzu daha objektif algılayarak yanıtlayayım: Çatışmaların bitirilmesi için bana göre de iç ve dış konjonktür hiç bu kadar uygun olmamıştı.
Bu savaş birkaç büyük silah sermayesi dışında kimsenin çıkarına değil artık. İnsanlar da, siyaset de, çağ ve koşullar da savaşı kabul etmiyor. Demokratik yöntem ve diyalog galebe çaldı! Herkes kendisini çözüm sürecine hazırlamalıdır. Kürt meselesinde yeni bir dönemece girdik. Tartışarak, konuşarak, birbirimizi anlayarak bir uzlaşıyı yaratacağımıza inanıyorum.

6-  KÜRTLER VARLIKLARINA HUKUKSAL GÜVENCE İSTİYOR
Bütün bu kavga bunun için zaten! Anayasal vatandaşlık hukuku hâkim kılınır ve özgürlüklerin alanı genişletilirse, -ki bu yeni ve demokratik bir anayasa ile olmalıdır- meseleye büyük oranda çözüm bulmuş olacağız. Yani, siyasi partiler ve seçim yasasından tutun da anadilde eğitim ve basın yayın özgürlüğüne kadar, bireysel haklardan kültürel haklara kadar çoğulcu, demokratik ve özgürlükçü bir anayasaya ülke olarak ihtiyacımız var. Yerel yönetim reformunu (Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartnamesi çerçevesinde) ayrıca çok önemsediğimizi de belirtmek isterim. Bilinmeli ki Kürtler tüm halklar gibi varlıklarına saygı ve bunun hukuksal güvencelerini istiyorlar. Bundan milim geriye gitmeyeceklerdir.

7-  BÖLGEYE ÖZEL PROGRAM VE POZİTİF AYRIMCILIK
Bölge ekonomik ve sosyal rehabilitasyon programları eşliğinde özel olarak ele alınmalıdır. Pozitif ayrımcılık uygulanmalı. 

8-  ÖCALAN’IN KOŞULLARINDA RAHATLATMAYA GİDİLMELİ
Ölümcül tecridin kaldırılarak Öcalan’ın koşullarında öncelikle ciddi bir rahatlatmaya gidilmesi. 

9 ANAYASAL ZEMİNDE SOMUT DEĞİŞİKLİKLER OLMALI
Anayasal zeminde -demokratik, politik ve kültürel-  somut değişiklikler, herkesin -Öcalan ve tüm PKK’lıların- sosyal ve siyasi hayata katılımı, ki bu “toplumsal barış yasası”na tekabül eder; bir de en önce diyalog mutlaka olmalı.

10- KARŞILIKLI ÖZELEŞTİRİYLE YENİ DÖNEM BAŞLATABİLİRİZ
Bakan Atalay’ın açıklamalarını önemsiyorum. Önce yöntem ve üslupta bir ortaklığımız olmalıdır. Acılar, sorumluluklar, sorunlar hatta çıkarlar ortaktır.
Bin yıllık tarihimizi Türk-Kürt ilişkilerini demokratik, adil ve stratejik boyuta taşıyarak sarsılmaz kılabiliriz. Karşılıklı bir özeleştiri ve politik olgunlukla yepyeni bir dönem başlatabiliriz. Tıpkı Mevlana’nın dediği gibi;
...Dünle beraber gitti, cancağızım,
ne kadar söz varsa düne ait, yeni şeyler söylemek lazım.

 DİSK Lideri Çelebi, özellikle altını çiziyor: “Demokrasi bir bütündür. Biz en geniş hak ve özgürlükleri bu toprakların ü;zerinde yaşayan herkes için istiyoruz.”

 ÇÖZÜM: ‘TÜRKİYE CUMHURİYETİ YURTTAŞLIĞI’
SÜLEYMAN ÇELEBİ (DİSK Genel Başkanı)
1-  SİLAHLARI SUSTURACAK  YÖNTEMLER REDDEDİLMEMELİ

Kimsenin ağzına barışı almadığı, korkunun hâkim olduğu 1994 yılında yapılan DİSK 9. Genel Kurulu’nda “Sorunun her türlü yasak, korku, yıldırma ve kısıtlamadan uzak biçimde tartışılmasını zorunlu gördüğümüzü” belirtmiştik. Bugün de aynı noktadayız. Yüzü barışa dönük olan, silahların susmasını sağlayacak hiçbir yöntem reddedilmemelidir. Kürt sorunu yeteri kadar belirgindir; demokratik, siyasi bir kararlılık ve toplumsal mutabakat bizce yeterlidir. 

2-  DÖNECEK İNSANLARIN TOPLUMA KAZANDIRILMASI GEREKİR
Biz DİSK olarak özellikle 12 Eylül sonrasındaki tüm hukuksuz, antidemokratik yargılamaların sonuçlarının ortadan kaldırılması için bir genel af çağrısını dile getirmiştik. Fakat sorun dağdan indirmekten ibaret değildir; dönüşü sağlanan insanların topluma kazandırılmaları da gerekir. Bu nedenle gerekli yasal ve sosyal düzenlemeler de yapılmalıdır.

3-  KİŞİLERE İLİŞKİN KARARLARDA TOPLUMSAL UZLAŞMA ŞART
Belirli kişilere ilişkin kararlar ancak üzerinde büyük bir toplumsal uzlaşma sağlanırsa alınabilir. Zaman içerisinde bu konuda da uzlaşmaya varılabilir. Bunu hep birlikte göreceğiz
.

4- TÜRKİYE’NİN YENİ TABUTLAR GÖRMEYE TAHAMMÜLÜ YOK
Eğer niyetimiz üzüm yemekse, yüzü barışa dönük olan bu atmosfer iyi değerlendirilmelidir. Türkiye’nin artık yeni genç tabutlar görmeye tahammülü kalmamıştır. Ne bir damla kan akmalı ne de bir damla gözyaşı.

5-  ’DENEDİK AMA OLMADI’ SONUCU ORTAYA ÇIKMAMALI
Demokratik ve barışçıl bir çözümün sağlanması konusunda bugüne kadar yakalayamadığımız bir fırsattır bu. Böyle bir aşamada en tehlikeli şey “Denedik ama olmadı” sonucunun ortaya çıkma riskidir. Bu ihtimali düşünmek bile istemiyorum.

6-  TARTIŞMAYI ÖNLEYEN YASAL VE İDARİ ENGELLER KALKMALI
Birinci ihtiyaç insan haklarını, özgürlükleri geliştirecek sivil ve demokratik bir anayasayadır. DİSK olarak biz anayasa teklifimizi kamuoyuna sunduk. Herkesin dilini, kültürünü, inancını özgürce yaşayabileceği “Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşlığı” çözüm için temeldir. Sorunun çözüm yollarının bütün boyutlarıyla sınırsızca tartışılmasını önleyen yasal ve idari engeller kaldırılmalıdır. İlk önemli adımlar bunlardır.

7-  YERİNDEN YÖNETİM İLKESİ HAYATA GEÇİRİLMELİ
Genel siyasi af dahil, devletin sorunun demokratik çözümünde kararlılık göstermesi, bölge halkının eşit yurttaşlar olarak sosyal hizmetlerden, istihdam ve yatırım olanaklarından yararlanmasının sağlanması çözümün önünü açacaktır. Bir arada yaşama kültürünün sağlamlaşması, bölgesel eşitsizliklerin kamu eliyle giderilmesi için kararlı bir “bölgesel kalkınma planı” uygulanmasına; insanların kendi yaşamları ile ilgili kararları kendilerinin alabilmesinin önünü açan “yerinden yönetim ilkesi”nin yaşam bulmasına da bağlıdır.

8-  SİLAH ELDEYKEN KONUŞULAN  DİL ARTIK İFLAS ETTİ
Toplumsal mutabakat yasak ve korkulara hitap eden “geri” noktalarda değil, süreci geliştirecek daha cesaretli ve ileri noktalarda sağlanmalı. Karşılıklı hassasiyetler elbette dikkate alınmalıdır, fakat bunun süreci suiistimal etmesine de olanak tanınmamalıdır.
Bugün geldiğimiz noktada şunu görmeliyiz; silah temel alan politikalar gibi silah eldeyken konuşulan dil de artık iflas etmiştir. Çözüm içerideki dinamiklerdedir. Halkı bu süreçten dışlayarak kalıcı bir çözüm üretmek olanaksızdır. Kimse bundan siyasi çıkar beklememelidir. 

9-  ÇÖZÜM OLACAKSA HERKES  KÜLTÜRÜNÜ ÖĞRENEBİLMELİ
Tabii ki toprak bütünlüğümüz ve cumhuriyetimizin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olma ilkeleri kesinlikle tartışma konusu yapılmamalıdır.  Bununla birlikte toplumda barış olmadıkça demokrasiye, demokrasi olmadıkça barışa ulaşılamayacağı gerçeğinden hareket edilmelidir.
Bir çözüm olacaksa elbette herkesin, dilini, kültürünü özgürce öğrenebilmesi ve kullanabilmesi, geliştirmesi için bu olanakların sağlanması da esastır.

10-  SÜRECE KATKILAR SAĞLAYAN MEDYAYA TEŞEKKÜR EDERİM
Eşitlikçi ve özgürlükçü bir Türkiye için, Kürdüyle Türküyle, Çerkezi, Gürcüsü, Ermenisi, yaşlısı, genci, kadını ve erkeğiyle bütün emekçiler ve böyle bir Türkiye’yi özleyen herkes, demokratik haklar ve özgürlükler mücadelesini, neoliberal saldırının yarattığı tahribata karşı sosyal haklar mücadelesiyle birleştirmek için gayret sarf etmelidirler.
Bu konuları tartışarak sürece önemli katkılar sağlayan bütün medya çalışanlarına teşekkür ediyorum.(milliyet)


MİLLİYET-02 AĞUSTOS 2009

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cumartesi, Temmuz 25, 2009 - SİLİVRİ 6 NOLUDAN MEKTUP VAR-4

Kategori: MEKTUPLAR

CANIMIN İÇİ

Dur, tahmin edeyim. Bir fincan sade tek şekerli nescafen, küllüğün ve yanan sigaran..Oturmuş koltuğa hüzün ve heyecan içerisinde mektubumu açtın.Selam canımın içi, yaşama sevincim, havam,suyum,aşım,aşkım...sana bu mektubu 26.03.2009 da sabaha karşı 04:00 sıralarında yazıyorum. Uyku tutmadı, tutmaz da.canım görüşten sonra sen Malatya ya gittin ameliyat için, ben ise senden haber alamamanın üzüntüsü içindeyim. Sevdiğim o masaya yattığın da yanıbaşında ellerinin avuçlarımda olmasını isterdim. Öncelikle mektubu okurken ameliyat olmuş olacaksın, çok geçmiş olsun aşkım. Dinlen, istirahat et ve kendini yorma!bitanem, ben iyiyim, sağlığım iyi. Hamdolsun bir sıkıntım yok, tek üzüldüğüm sizlersiniz. yolladığın mektupta o kadar güzel şeyler yazmışsın ki biraz olsun rahatladım. Sevdiceğim, herşey güzel olacak, sen ve umutlarım sayesinde herşey düzelecek eminim. Sana böyle bir hayat yaşatmak istemezdim ama kader demekten başka bir çaremiz kalmadı şimdi. Herkes nasıl annem iyimi? Anne kelimesi burada o kadar bambaşka birşey.anneni öz annem olsa bu kadar sevebilirdim ancak.ona da bu yaşta bu sıkıntıları verdiğim için özür dilerim,üzgünüm. Büyüklüğüne ve affına sığınıyorum.
Canım sevgilim, bilsen seni nasıl özlüyorum...Meğer çok zormuş sensizlik..Ne çok severmişim , sana benim aldığım nefessin derdim ya hep, işte benim nefesim daralıyor. Sensizliğin acısını yaşıyorum her saniyemde..Canım kardelenim sana bir şiir yazmıştım. güneş olup üzerine doğmak isterdim diye. Karlar altında güneşini bekleyen kardelenim birgün güneşin olup doğacağım ve sen saklandığın o kara kışın altından çıkacaksın..Aşkım, canım, herşeyim düşünüyorum da,  meğer seni hiç anlamamışım. Bilirsin ben duygularını anlatmayı ve göstermeyi pek beceremem. Ama anladım ki ben sensiz bir hiçmişim..Bitanem aslında hem sitem hem de ben rahatlayayım diye kusuralarımı yazmışsın mektubunda...Ben de eve gelince Tv de senin sevdiğin filmleri beraber izleyeceğiz:)) sadece 100gr. fındık yiyeceğim,evde balık pişirmeyeceğim,kilolarca değil her akşam bir elma bir portakal yiyeceğim, onu da kendim soyacağım, evi de dağıtmayacağım, çorapları banyoda çıkaracağım,:)) Canım benim ya ağlama ne olur dayanamam:(( ben zaten yazdığın mektubu dört kez okudum ve her seferinde ağladım. Sen ağlama birtanem, dik dur ve asla boynun bükülmesin. Benim çınarımsın ve sana dayandım yıllardır farkına varamamışım, düşersen ben de yıkılırım...Beni yaşatan senin varlığın,sabrın,sevgin..Bana en büyük servet, en büyük hediyesin..Ben sana baktıkça kendimi seviyorum..Demek ki seni bana verdiyse yaradan ben iyi bir kul olmuşum ona diyorum..Varlığımın sebebi, ömrümün yegane sahibi..Düşme ellerimden, düşme gözlerimden...Seni sensiz yaşamanın acısıyla kıvranıyorum şimdi...Öyle özlüyorum ki bekleyişlerinin ardındaki sinirli güzel kadını...Mağrur duruşlum, gururlu yoldaşım...Sevdamın yarası, en sevdiğim derdim...Bitmeyecek gerçeğim, sönmeyecek ocağımsın...Beni affet gül yüzlüm,cefakar, vefakar eşim...Seni herşeyden çok seviyorum...Bütün mutluluklar sana, ömrüne olsun sevdiğim...kendine iyi bak,bizim için...şimdilik hoşçakal sevdam...

H.H.Y.den...

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma, Temmuz 17, 2009 - GÜLER ZERE SERBEST BIRAKILSIN!

Kategori: DUYURULAR

BU BİR ACİL HAYAT ÇAĞRISIDIR KAYITSIZ KALMAYIN GÜLER ZERE SERBEST BIRAKILSIN

 

Tecrit/Tretman modelinin uygulandığı Türkiye hapishaneleri yeni bir ölümün eşiğinde. Türkiye, İnsan haklarının korunmasına ve tutuklu/hükümlülerin haklarına ilişkin uluslararası tüm sözleşmeleri imzalamış olmasına karşın hapishanelerinde hak ihlalleri ve ölümler sürüyor Bağımsız insan hakları örgütlerinin tespitlerine göre sadece 2000–2009 yılları arasında kapatma mekânlarında 306 kişinin öldüğü sistemin yeni hedefi 14 yıldır özgürlüğünden mahrum olan 37 yaşındaki politik kadın tutsak Güler Zere.

Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen hapis cezasının infazını çekmek üzere Elbistan Kapalı Hapishanesi'nde tutulduğu sırada Kanser hastalığına yakalanan Güler ZERE, gerek hastalığının geç teşhis edilmesi gerekse de teşhis edilen hastalığının tedavisinin “tedavi sırası” ve “mahkum koğuşunda yer bulunmaması” gerekçeleriyle başlatılmaması nedeniyle bugün ölümün kıyısına gelmiş durumda.

“Hükmedilen sürede özgürlükten yoksun bırakılmaktan ibaret” olan “cezaya içkin olan elem ve kederin etkisinin arttırılması açık bir kötü muamele olarak kabul edilmelidir. Keza kötü muamele için, bir tutukluya zarar vermek niyeti taşımak gerekmez; hizmet sunumunda “tümden yetersizlik ya da bir dizi bireysel olay” sonucu kayıtsızlık da aynı sonuca yol açabilir. Tedavi olanaklarının sağlanmasındaki başarısızlık/kayıtsızlık bu kapsamda değerlendirilmelidir. Nitekim tedavi süresi boyunca infaz idaresi tarafından sergilenen kayıtsızlık, sağlık tablosu açısından geri dönülemez bir noktaya gelinmesine neden olmuştur. Bu durumda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ nin 2. maddesi ile güvence altına alınan “yaşama hakkı” , 3. maddesi ile güvence altına alınan “işkence ve fena muamele yasağı”nın açık şekilde ihlal edildiği anlaşılmaktadır.

5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 16. maddesi uyarınca cezanın amacı dışında etki yaratabileceği anlaşılan hallerde infazın geri bırakılacağı düzenlenmiştir. Maddenin 2. fıkrası uyarınca tıbben tedavisine olanak bulunmayan veya tedavisi uzun sürebilecek bir takım hastalıklar halinde cezanın hastane mahkûm koğuşunda infazında hükümlünün hayatı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa cezanın infazı geri bırakılacaktır. Güler ZERE’nin tutulduğu hastalığın türü, tedavi sürecinde yaşanılan olumsuzluklar birlikte değerlendirildiğinde durumun bu kapsamda değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu zorunluluğa karşın, bugüne kadar bu yönde yapılan başvurulardan herhangi bir sonuç elde edilememiştir.

Güler ZERE açık yasa hükümleri dikkate alınarak derhal serbest bırakılmalıdır. Aksi tutum ve uygulamanın yeni bir ölüme neden olacağı unutulmamalıdır. Kamuoyunu bu ölüme izin vermemeye çağırıyoruz.

HALKIN HUKUK BÜROSU

GÜLER ZERE ile dayanışma için Mektup: Çukurova Üniversitesi Balcalı Araştırma Hastanesi Mahkum Koğuşu/ADANA Ve Karataş Hapishanesi/ADANA

PROTESTO İÇİN

TC. Adalet BAKANLIĞI

06669 KIZILAY/ANKARA

TEL:90(312)417 77 70

FAKS:90(312)419 33 70

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazartesi, Temmuz 13, 2009 - HER ÖZGÜR İNSAN MAHKUM ADAYIDIR!

Kategori: DUYURULAR
Her özgür insan, mahkum adayıdır.Suç her zaman içerde yatan mahkumlarda değildir, o konuma getiren gerekçeler ve mağdurların ağır tahrikleri sonucunda şu anda cezaevleri 110 bini geçmiştir.Sadece onlara ceza verilmediği gibi yaklaşık 2 milyon yakınlarının da gelecek nesilde suç işlemeye meyilli bir topluluk yarattığını unutmamak lazım.Cezaların caydırıcılığı yeterlidir ve düşününce dışardaki 10 yılın içerde nasıl geçtiğini hayal edebilirsiniz.
Mahkumları bir yerlere kapatıp, toplumdan yozlaştırmak asla ceza değil aksine vahşileştirmektir.İyi bir yönetim cezaevlerini çoğaltacağına suç oranındaki artışı azaltma çabasına girmelidir ki şu anda cezaevlerinde bulunan 50 bin mahkum ve tutuklu sadece çek yüzünden ceza çekmektedir.Bu insanların hepsinin keyfe keder borçlarını ödememiş olmadığını düşünmemiz hiç bir zihniyete yakışmaz.Herşey ortada sanırım toplumun çoğu bu konuda hem fikir.Öyleyse mahkumları değil düzeni yargılamak daha mantıklıdır.Herkese bir şans verilsin ki aile birlikleri korunabilsin,cezaevi kapılarında büyüyen bir nesil değil sağlıklı bir gençlik yetişsin.Son olarak bir insan suç işlemeye meyilli ise onu artırılmış cezalar durduramaz.Lütfen külahımızı önümüze koyup tekrar düşünelim ve yaz biz olsaydık diyelim.Bunun garantisi yok,kimse de aksini iddia edemez.Aklı başında olan ve her pencereden bakabilen güzel insanları bu çağrıya davet ediyorum
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kader mahkumlarının sesi.Umutları,üzüntüleri,özlemleri,aşkları, yaşadıkları her anı paylaşabileceğiniz özgür ortam..Belki babanız, belki eşiniz ya da kardeşiniz..Onlardan gelen bütün haberleri artık burada paylaşabileceksiniz.

Kategoriler

Arkadaşlarım

Oyum ben
seyit özbey
Blogcu Yardım
taurus79
masumdeliyim